KALIP VE TEKNOLOJİLERİ DERGİSİ
Hakkımızda

»Detaylı Arama


  » Ana Sayfa
  » Hakkımızda
  » Ekibimiz
  » İletişim
 
 
 
 
 
 
 Çok Okunanlar





ANAMENU

Eylül
Pt Sl Çb Cu Ct Pa
1 2 3 4 5
6 7 8 9 10 11 12
13 14 15 16 17 18 19
20 21 22 23 24 25 26
27 28 29 30

New Page 1
YENİ ÜRÜN

Dünyanın en iyi ve hijyenik yıkama makineleri olan Meiko artık s 2000 güvencesi ile Türkiye’de
 
  “Özel Sağlık Sektörü İçin; Su Geçerken At Değiştirildi”
 
4/14/2008 5:22:53 PM
Bestaş grup Genel Müdürü Uğur Sümen, güncel konularla ilgili dergimize açıklamalarda bulundu. 15 / 02 / 2008 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan Yönetmeliklerle ilgili olarak;  



Yazdır
 


Bestaş grup Genel Müdürü Uğur Sümen, güncel konularla ilgili dergimize açıklamalarda bulundu.

 15 / 02 / 2008 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan Yönetmeliklerle ilgili olarak;

 Kısaca, inşaatı devam eden 73 Adet özel hastanenin yapımı durduruldu ve yeni bir hastane açmak için Sağlık Bakanlığı’nın 6 ayda bir Internet sitesinde yayınlayacağı iller için talepte bulunulacak, birden fazla talep olursa noterden çekiliş yapılıp piyango kime çıkarsa bir kuruluşa onay verilecek, mevcut ruhsatlı özel hastanelere yeni doktor, yeni hemşire, yeni tıbbi cihaz alımı yasaklandı. Geçen yıl genelgelerle teşvik edilen aynı branştan en az iki doktorun kurduğu Özel Dal Merkezleri iptal edilip onların özel binalarda tam teşekküllü Tıp Merkezi olması istendi.., yani 2003 yılından beri Sağlık Bakanlığı’nca yön verilen teşvik edilen tüm özel sağlık sektörünün bir gecede yok edilme kararı verildi. Hâlbuki özel sağlık sektörünün bugünkü gelişmesi de önceki yıllarda yayınlanan aynı tür Yönetmelik ve Genelgelere güvenerek yapılmıştı. Bu arada tıbbi cihazları ülkemize getiren ve pazarlayan 35 bin adet büyük-küçük medikal firmanın da ticari hayatına son verilmiş oldu. Onlara artık yeni ileri teknolojileri ülkemize getirmeyin denildi.! Geçen yılda Özel Radyoloji Görüntüleme Merkezlerinin SGK ile anlaşmaları iptal edilmişti.! Sonuç olarak su geçerken at değiştirildi de hangi ata binildiği henüz tam anlaşılamadı. Yani bu düzenleme neden yapıldı, kimin menfaatine yapıldı, yok edilmek istenenler kime ne yaptı, devlette devamlılık olması gerekirken ve verilmiş hakların korunması da gerekirken neler oldu? Bazı grupların güçlenmesi ve daralan talep ile doktor ücretlerinin düşürülmesi mi, özel hastanelerin el değiştirmesi mi? Bunların hepsi artık konuşulup tartışılıyor! Durumdan haberdar olmayan asıl muhatap ve asıl kaybeden sağlık primlerini ödeyen halkımız olduğunu hiçbir yetkili düşünmüyor; kaynak tasarrufu, planlama diyorlar.. İki ay geçti ortada halâ bir şey yok!

 Tıp teknolojisinin geldiği bu noktada, Yönetmelik özel hastanelere ‘500 mA bir Röntgen artık size yeter, yatırım yapmayın’ mesajı veriyor! Bununla bir hastane açmak, işi bilmeyen bazı kişilere belki cazip gelebilir. Ancak genelde durum böyle değildir. Ayrıca özel sağlık kuruluşları Akreditasyon anlaşmaları yaparak artık yurt dışında SAĞLIK TURİZM’i hizmeti vermekte hem kaliteli hem de onlara göre çok ucuz fiyatlarla! yurtdışından hasta almaktadırlar. O ülkelerdeki sigorta sistemi ise bizim Sosyal Güvenlik Kurumu’nun tersine kendi halkı için en modern girişimleri, hijyeni ve en modern tıbbi cihazların kullanılmasını istemekte ve bunları takip ederek, çalışan ama teknolojisi eskiyen tıbbi cihazların 10 yıllık ekonomik süreleri bile dolmadan kullanılmasına da mani olmaktadır. İthalatı bizde de yasaklanan eski model ikinci el tıbbi cihazlar böyle ortaya çıkmakta ve üçüncü dünya ülkelerine satılmaktadır. Hatta gerektiğinde hastalarına helikopter ve hastane uçağı tahsis etmektedirler.. İlgilileri açıkladılar tatil turizmi için ülkemize gelen en fazla 500 EURO bırakırken, Sağlık Turizmi için gelen en az 5.000 EURO bırakmaktadır. Türkiye Amerika’dan bile kalp ameliyatı alacak kadar tekniğini geliştirmiştir. Hatta onların seviyesini geçtiği de yayınlarda belirtilmektedir. Kalp, göz, ortopedi, genel cerrahide Türkiye dünyada talep görmektedir. Bunları da özel hastaneler yapmaktadır. Şimdi özel sağlık kuruluşlarının bu Yönetmelikle önü kesilirse tatil turizminden daha verimli olacak Sağlık Turizm’i ne olacaktır.! İstediği gibi doktor-hemşire alamaz, teknoloji yatırımı yapamazlarsa bu avantajları ülke olarak da kaybedeceğimiz görülmüyor mu? Yoksa görülüyor mu?  Veya yabancıların bu standartlarına bizim halkımız layık değil midir.?

 Yönetmelik GEÇİCİ MADDE 6’da “Bakanlıkça yapılacak planlama kapsamı dışında… mevcut özel hastanelere de… teknoloji yoğunluklu tıbbi cihaz talepleri kabul edilmez” diyor.

 Kanımca bu maddede … “ kabul edilmez ” diyerek bir yazım hatası yapılmıştır.! Başka izahı yoktur. Teknoloji yatırımı olmazsa ilerleme olmayacak, yerli ve özellikle yabancılarla rekabet yapılamayacaktır. Eskiden olduğu gibi rekabet yoksa kalitenin de olmayacağı bilinmiyor mu? Bunlar mı isteniyor? Bu maddeye ters düşer şekilde ise, bu değişiklik yönetmeliği ile tekrar değiştirilmiş olan MADDE 7’nin içindeki 28. maddede ise (“MADDE 28)… “ HASTANENİN FAALİYETLERİ İLE İLGİLİ LABORATUVARLARIN (Radyoloji) kurulması zorunludur ” diyor. Hatta 500 mA'lik Röntgen cihazından sonraki diğer görüntüleme hizmetlerinin hastane dışındaki Görüntüleme Merkezlerinden hizmet anlaşması ile nasıl alınacağını da ayrıca detaylı anlatıyor. Sanki buna yönlendirme var. Ancak hastaları buralara naklederseniz oralarda yaz / kış şartlarında sırada bekleme imkânları veya ağır hastaların durumu ne olacak, takside mi ambulansta mı bekleyecekler, hiçbir görüntüleme Merkezinde acil müdahale odaları, ekipmanı ve doktoru yoktur, ona orada bir şey olursa sorumlusu kim olacak, acil tanılar nasıl konacak, doktorlar hastanın dönmesini bekleyecek, hastaların çoğunun geri dönmeyeceği riski olacak. Hastaneler hasta memnuniyetsizliğinden hasta kaybedecek, bu yöntemde hasta zaten hastanede olduğu halde kâr paylaşımı yapılacak.., hiç bunlar hesaplanmıyor. Geçen seneki Yönetmelikle Özel Görüntüleme Merkezleri tasarruf edeceğiz diye sistem dışına çıkarılmıştı. Şimdi tekrar hata düzeltilmeye çalışılıyor ki bu doğrudur. Eskiden olduğu gibi ve tüm gelişmiş ülkelerde olduğu gibi! Sosyal Güvenlik Kurumu ile anlaşmalı düzenlerine dönülmelidir! Atıl kapasite ve kaynak israfı hedefleniyorsa asıl israf bunlarda yaratılmıştır. Devlete ve Sağlık Bakanlığının Genelgelerine güvenip alınan 20 Milyar Dolardan fazla maliyetli yeni Görüntüleme Cihazı atıl olarak beklemektedir. Bu Görüntüleme Merkezlerini yıllarca yatırıma teşvik edip sonra “gidin hizmet anlaşması yapın” demek yanlıştır. Hem her tür hastaya ve talebe karşılık veremezler hem de zaten çok düşük olan ödemeleri paylaşamazlar. Paket içine aldığınız hizmetleri hiç veremezler.! Israr ederseniz yolsuzluk olur. Özel Görüntüleme Merkezleri ile tekrar anlaşma yapıp onları serbest bırakırsanız kim hangi hizmeti hızlı ve kaliteli veriyorsa o yapar. Bir eleme veya birleşme olacaksa sektör kendisi halletmelidir. Bir yıldır cihazların taksitlerini ödeyemediğinden iflaslar, bunalıma girenler hatta aile düzeni bozulanlar çok olmuştur.!

 2002 yılından beri bu Yönetmelikte değişmeyen bir şey kalmadı. Değiştirilenlerde dönüp birkaç defa değiştirildi. Artık takip edilemez hale geldi. Görüldüğü gibi saha tecrübesi olmadan yazılıyorlar. İki şey düşünüyorlar. “ Devlet menfaati yönünden tasarruf ” ve “Nasıl Özel Hastaneleri frenleriz de Devlet Hastaneleri onlarla yarışır ve hastalarla doktorlarımızı onlara kaptırmayız.” Ama düşünmüyorlar ki Özel Sağlık Kuruluşlarının yaptığı faaliyetlerde nihayet bir ticari faaliyettir. Kanunlarla korunmaktadır. Türk Ticaret Kanununa göre her ticari kuruluş faaliyeti ile ilgili istediği yatırımı, ekipmanı, genişlemeyi, istediği kaynaklarla, kredilerle yapmakta serbesttir. Girişim serbestliği de vardır. Hata yaparsa kendisini ilgilendirir. Yani Devlet ! bir fabrikaya “sen fazla makine alıyorsun, yüksek teknoloji yatırımı da yapıyorsun, kaynak israfı oluyor, şu ilde yatırım yapamazsın ben çekiliş yapacağım, hem benim oğlum Ahmet’te senin yüzünden zarar ediyor..” diyemeyeceğine göre Özel Sağlık Kuruluşları içinde aynı şeyler geçerlidir. İsterlerse istediklerini alıp üzerinde çiçek de yetiştirirler, kimse karışmamalıdır. Ancak onlardan beklenen hizmeti vermeleri kontrol ile sağlanmalıdır. Hiçbir Özel Sağlık Kuruluşu ihtiyacı olmayan personeli veya tıbbi cihazı almaz. Böyle bir lüksleri yoktur. Ayrıca onlar Rekabet Kanunu çerçevesinde Devlet yatırımı olan kuruluşlarla veya özel kuruluşlarla da “haksız rekabet” kurallarına uymak şartıyla rekabet de edeceklerdir. Özetle; muz cumhuriyeti değilsek yönetmelikler, genelgeler Kanunların önüne geçemez.

 Planlamaya gelince; Rekabet şartları ile her özel veya resmi hastanenin kendine olan talebi artırma mecburiyetinin de farkında olmak gerekir. Yani Özel Sağlık Kuruluşlarına “sen şu hizmetleri verme, bu hizmetler için hastanı özel veya resmi hastane rakibine gönder mi?” denecektir. Yönetmelikten bu anlaşılmaktadır. Özel Sağlık Kuruluşları da sessiz sedasız “peki olur ben yarın iflas edeyim, sizin planladığınız resmi veya özel hastane kazansın, ben zaten bunlara layık değildim mi?” diyecektir.. Bu haksızlıktır. Bu vebale kimsenin imza atmaması gerekir!

 Kaynak israfı ise; Aslında sağlıkta devlet zarar ettiği halde bürokrasi elindeki gücü bırakmak istemiyor, direniyor. “ Üniversite Hastaneleri ve Eğitim Hastaneleri ihtisas gerektiren hizmetler için gerekli ve yeterli, ben bunları modernize edeyim üst düzey hizmet versinler, önemli hastalıkları kabul etsinler aynı zamanda da yeni doktor yetiştirsinler, onların maddi imkânlarını özel sektör gibi verip, araştırma bütçesi, yayın yapma imkânları vereyim, hastanede kalsınlar, verimli işletemediğim diğer hastane ve sağlık kuruluşlarını da bırakayım ” diyemiyor. Bu süreç uzatılırsa zarar daha fazla olacak, oluk gibi harcamalar devam edecek hastada, doktorda hizmetten memnun olmayacak ve uzaklaşacaklardır. Bugün kapatsanız, yarın kâra geçersiniz. Devlet Hastaneleri her yıl sürekli tıbbi cihaz, demirbaş ve sarf malzeme ihaleleri, hizmet-temizlik-yemek ihaleleri yaparlar. Bunlar her yıl satın alınır veya tıbbi cihazlar hizmet anlaşması ile alınır. Yenileme veya ilave inşaatlar yapılır. Devletin bütçesinin büyük bir kısmı buralara gider. Yapılan ihalelerde de Devlet menfaati yönünden en ucuz teklifler değerlendirilir! En ucuz tıbbi cihaz nasıl olur; ikinci kalite üretim olur, aksesuarı eksik olur, teknik servis ve bakım imkânları minimumda kısıtlı olur. Bu durumda ne olur; hatalı tanılar konur, tamir edilmez, iki yılda bir gene satın alırsınız. Sarf malzemeyse kalitesi, sağlamlığı, hijyeni az olur, ilaç jenerik olur, hastayı tam tedavi edemezseniz yatak süresi, ilaç ve malzeme kullanımı artar, ilave problemler çıkar, belki sağlığını, belki hayatını kaybeder.. Devlet Hastaneleri ve Üniversite Hastanelerinin ihalelerinden Teknik Şartnameleri tamamen kaldırıp sadece cihaz ve malzemenin ismini yazarak gerçek rekabete açmak gerekir. Satıcı firma kendi özelliğini, markasını, aksesuarlarını, hizmet imkânlarını referansları ile belgeleyip ihalede yarışabilmeli, bir yenilik varsa önerebilmelidir. Devlette fiyattan önce bunları en adil değerlendirip, ihtiyacı olan, güvenli tercihini gerekçeleri ile belirterek yapmalıdır. Rekabet kurallarından dolayı firmalar zaten gerçek ve olabilecek en iyi fiyatlarını verecektir. Bekledikleri ise adil seçim, adil muayene komisyonu ve zamanında ödeme güvencesidir. Buna rağmen itirazı olan satıcı firma KİK’e gitmeli karar verilen firmadan daha fazla üstünlüğü varsa kendini savunabilmelidir.

 ( Bestaş Group olarak 15 yıldır Devlet ihalelerine katılmıyoruz, çünkü o şekilde ucuz değiliz.!)

 Şimdi çok detaylı teknik şartnamelerin bazı maddelerine bizde yok diye itiraz edildiğinde ihaleler iptal edilmektedir. Doktorlar sadece ucuz diye güvenmediğini almak zorunda kalmaktadır. Trilyonlar ödeyip cihazları teslim ettiğiniz doktorlara bu şartnameler seçim hakkı tanımamakta ve Devletin onlara güvenmediğini göstermektedir. Altını imzaladıkları halde bu Teknik Şartnameleri onların veya idarecilerin veya teknik elemanlarınızın hazırlamadığını da / hazırlayamayacaklarını da herkes bilir. Bir firmadan alınıp ihaleye koyulmakta böylece serbest rekabet de tamamen yok edilmektedir. Hâlbuki Özel Sağlık Kuruluşlarında ne ihale yapılır nede teknik şartnameler vardır. Onlar en iyiyi seçmektedirler.! Hem de cihazlarını leasing ile satın alarak Devlete göre önemli bir avantajda elde ederler. Hiç peşinsiz, bir yıl ödemesiz, sonra uygun vadeli leasing ile cihazlar çalışır kendi taksitlerini öder ve işletmeye de kâr bırakır. Ancak Devlet Hastaneleri mevcut ihale düzeninden dolayı bunu yapamaz. Çünkü ihale yapıp birde teminat mektubu isterler. Hâlbuki gerçek hayatta yani sahada finansmanı sağlayan leasing firması ödeme güvencesi istemektedir. Yani size para verenden teminat istenmez.! Bu sebeple leasing firmaları da Devlete iş yapmaya soğuk bakarlar, ödemeyi aksatırlar, problem yaşarız diye düşünürler. Sosyal Güvenlik Kurumu’ndan tahsilât yapamayan Özel Hastaneleri gördükçe haklıyız derler. Devlet Hastanelerinde tüm bunlara ilaveten personel, doktor, işletme, bina, çevre ve tedavi gibi masraflar da eklenir. Gene genelde kalite yakalanamaz, hasta da, doktor da şikâyet eder. Görüldüğü gibi Devlet kendi hastanelerinde kaynak tasarrufu yapmıyor, verimli dengeli planlama yok, kendi hastanelerinde uzaktan hizmet için Tele-Radyoloji uygulaması başlattığı halde Özel Sektördeki Radyologlara bu hakkı da tanımıyor. Bazı pilot bölgelerde özel ihtimam gösterilen Devlet Hastanelerini örnek göstermek bir şey ifade etmez, geneldeki durum budur. Böyle olmasa Özel Sağlık Kuruluşlarını personel, doktor ve hastalar neden tercih etsinler. Kimse Devletinin zarar etmesi için gayret etmiyor. Onlar kalite, itibar ve güvence istemektedirler. Bunlarda en temel haklarıdır.

 Biz bunları sağlayamıyoruz öyleyse “ Özel Sağlık Kuruluşlarının önünü keselim hastada, doktorda mecbur kalsın bize gelsin ” imajını yaratmak çok yanlış bir uygulamadır. Bu ne Devlet menfaati ne planlama ne verim nede tasarruf değildir. Devletin güvenirliğini yok eder.

 Sağlık Bakanlığı’nın, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun ve Özel Sağlık Sigortalarının hedefi; Koruyucu Hekimlik ve ayakta tedaviyi teşvik etmek olmalıdır. Yatak tedavisine ve ameliyatlık bir duruma kişilerin mümkün olduğunca geç gelmesini sağlamaktır. Bu aşamaya gelmiş olanların ise en kaliteli, en modern, alet-edevat, cihaz ile hijyenik ortam ve malzemeyle bir an önce huzur ve güven içinde tedavi edilip kısa sürede normal hayatına ve işine dönmesini sağlamak olmalıdır. Toplum sağlığı, insana saygı ve asıl tasarruf böyle yapılır. Tüm modern ülkelerin yaptığı budur. Bizim Özel Hastanelerimizde bu noktaya gelmiştir! Sistem içindeki Tıp Merkezleri, Dal Merkezleri, Görüntüleme Merkezleri, Laboratuarlar, Poliklinikler ve Muayenehanelerin ayakta teşhis ve tedavi için teşvik edilmesi ayrıca Koruyucu Hekimlik çalışmalarına girmeleri için onların yönlendirilip, cesaretlendirilmesi de gerekmektedir. Rahatlıkla Poliklinikler ve muayenehane hekimleri AİLE HEKİMİ görevini üstlenebilirler. Bu gün yapılmaya çalışılan ilaçtan tasarruf, sağlık hizmetlerini pakete alıp sağlık ödemelerinden tasar-ruf, birçok tanı imkanının ödemesini yapmayıp oradan tasarruf, tanı için modern (teknoloji yoğunluklu!) yatırım yapmayın diye Yönetmelik yayınlayıp oradan tasarruf !; sadece kişilerin kronik hasta haline getirilip doktora hastaneye ilerlemiş hasta olarak düşmesine, sistemi tıkamasına, işinden gücünden, üretimden uzaklaşmasına, ailesinin perişan olmasına, onlarında haliyle işinden gücünden uzaklaşmasına ve sonuçta tasarruf yapayım derken toplumun büyük çoğunluğunu ayakta gezen ama moralsiz, verimsiz hasta olarak dolaşmasına, bunların sürekli bir maliyet yaratmasına, yatanında uzun süreli tedavilerle tasarruf yerine aşırı maliyetlere mal olmasına sebep olmaktadır. Bunların neresinde tasarruf ve kaynak israfını önlemek vardır? Devlet ısrarla bu hizmetleri ben yapacağım, ben kendi hastanelerimi sübvanse ederek maliyetleri düşük tutup özel sektöre de düşük ödeme yapacağım, birçok şeyi hiç ödemeyeceğim derken tasarruf yerine asıl büyük ödemeleri ÖTELEMEKTEN! başka bir şey yapmamakta, farkında olmadan hizmetin verilememesine de sebep olmaktadır! Örneğin paket içine alınan hizmetler için polikliniğe gelen her hastaya standart paket fiyatını çok düşük ödeyerek tasarruf yaptığını zannederken; paket içine alınan hizmetlerin o hastaya verilip verilmediğini, gerekli malzeme ve tedavinin, tanı imkanlarının kullanılıp kullanılmadığını bilmek mümkün değildir. (Bu fiyatlarla kullanmakta zaten mümkün değildir.) Eskiden bunlar için Bütçe Uygulama Talimatında Devlet içinde çok uygun fiyatlar varken ve bunları öderken satın alınan hizmet de evraka bağlandığından kontrol edilebiliyordu. Şimdi kontrol dışı ve gerçekten çok PAHALI haldedir.! Sosyal Güvenlik Kurumu ise bunları dikkate alıp primlerini topladığı kişilerin sağlığını korumak için gayret göstereceğine onların adına, tek taraflı tasarruf telaşındadır! Uygulamalar yap-boz tahtasına dönmüştür.

 Kimse Sosyal Güvenlik Kurumu’ndan ödediği primlerden tasarruf etmesini, onları çalıştırıp öncelikle üretmesini falan beklemiyor. Hatta prim ödeyemeyecek olanların yeşil kartla damgalanmadan sadece beyan ile imece usulüne uygun kendi priminden bakılmasını istiyor. Gerek yeşil kart konusunda gerekse eksik sağlık hizmeti verenler konusunda hatalı davrananları genelleştirip sistemi tamamen kapatmak yerine, kontrol edip düzeltmek gerekir. Herkes SGK’nın iyi, kaliteli, güvenceli sağlık anlaşmaları yapıp bunları düzenli kontrol etmesini, hizmet kalitesi ile kapsamının sürekli artırılmasını bekliyor. Kaliteli olan bir hizmetinde Devlet Hastanesi veya Özel Sağlık Kuruluşu ayrımı yapmadan gerçek fiyatının ödenmesini, geciktirilmeden ödenme-sini ! tüm sağlık kuruluşlarının Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından teşvik edilmesini, anlaşmaların hızla artırılarak hizmetin, özellikle ayakta tedavi hizmetlerinin de artırılmasını, hizmetin kalitesinin halkın adına denetlenmesini bekliyor. Çok ilginç bir durum ise, Sosyal Güvenlik Kurumu ve Sağlık Bakanlığı Devlet Hastaneleri ve Üniversite Hastanelerini Özel Hastaneler gibi denetlememekte, onlardan herhangi bir standart istememektedir. Özel Hastaneye gelince örneğin bir yönlendirme tabelası yok diye ruhsat vermemektedirler. (Dünya Göz Hastanesi / Etiler-İstanbul) Bu güne kadar eksikleri ve hijyensizlikten dolayı bir Devlet veya Üniversite Hastanesi’nin kapatıldığı duyulmamıştır.! Buna tam anlamı ile çifte standart denir.

 “ Özel Sağlık Kuruluşları Devlet Hastanelerine göre daha az hasta baktığı halde kâr ediyor.” deniliyor. Her şeyden önce Devlet Hastanelerindeki israf onlarda yoktur. Kontrolsüz harcamalar yoktur. Personelinden pamuğuna ve yatırımlara kadar her şey efektif kullanılır. Her uygulama kalite ve rekabet için yapılır. Sonuçta haliyle kâr vardır ama bunun çoğu da tekrar yatırıma gider. Şimdi “Devlet daha çok hasta baktığı halde onlar kadar kâr etmiyor buna dayanamayız” demek haklı olmak değil, sadece mevcut durumu itiraf etmek olmak-tadır. Bırakın kâr etsinler ve bu sayede hizmeti yaygınlaştırsınlar. Aralarında rekabet etsinler. Sizde tehdit etmeden kalite ve hizmeti kontrol edin.. Bugünün şartlarında, hangi Devlet üretiminde kalite ve rekabet olmuşta başarılı olabilmiştir. Eğer bunlar efektif ve başarılı ise neden özelleştiriliyorlar. Eğitim Hastaneleri ve Üniversite Hastaneleri dışındaki Devletin Hastanelerinin bunlardan ne farkı vardır. Neden zarar ettiği halde ısrarla elde tutulur. Anlaşılır değildir. Bıraksanız özel sektör kasabalara kadar gider, doktor açığı varsa, teknoloji ile çözer, çözemediği yerde yurt dışından da hem de seçerek kendisi getirir.. Karşılığını ödemediğiniz bir hizmeti alamazsınız, kaliteli olarak hiç alamazsınız. Artık bunların kabul edilmesi gerekmektedir. Sağlıkta bugünkü gibi tasarruf olmaz. Günün, teknolojinin şartlarına göre tarafların makul bulacağı karşılığının ödenmesi gereklidir. Özel Sektör para kazanıyor diye sağlıkla oynanmaz. Sağlık harcamaları tüm ileri ülkelerde pahalıdır. Onlarda tasarruf kaliteli hizmet, ayakta tanı ile Koruyucu Hekimlik, hijyen ve teknolojiyi kullanmakla sağlanmaktadır.

 Yakın geçmişi unutmayalım. Bu günkü ortamda Devlet Hastaneleri ve Üniversite Hastanelerinde eski hasta talebi yok. Zaten olması gereken de buydu. Ama eskiden sadece bir muayene olabilmek için aylarca randevu bekleyen, aldığı güne sıra numarası kapmak için sabah 4.00’de hastane bahçelerinde kuyruğa girmek zorunda kalan, bir günde bir doktorun 250-300 kişinin yüzüne bakmaya bile fırsatı olmadan reçete yazıp hastayı gönderdiği, acillerde beyin travması geçirenlerin 72 saat sedye üzerinde bırakılıp bakacak bir hemşire bile bulunamadığı, hızlı ameliyat düzeninden hastanın yanlışlıkla kangren bacağı yerine sağlam bacağının kesildiği, çaresiz, üst üste koğuş sistemli, hijyensiz, havasız karanlık kasvetli odalardaki hastaların perişan durumları, hastaneye yatabilmek için muayenehaneden geçmek düzeni,… ben 30 yıldır bu sektörde bunları izliyorum. Bunlar nasıl verimlilik, kaynak tasarrufu anlaşılır değildir. Son iki yılda sağlık hizmetlerini sadece rekabete açarak kalitenin ve insan haklarının sağlanışına tanık oluyoruz. Özel Sektörün hastalardan fark almasına mani olmak istiyorsanız, her yıl ekmek, süt, etin güncel karşılığını nasıl ödüyorsanız tam karşılığını ödemek gerekir.

 “ Biz yapmazsak özel sektör Anadolu’nun ücra köşelerine Özel Hastane, Tıp Merkezi, Poliklinik yapmaz ” deniyor. Buda çok yanlış ve saha bilgilerinin masa başında değerlendirilmesinden farklı değildir. Her yörenin doktoru eğer bir ihtiyaç görüyorsa öncelikle kendi yöresinde yatırım yapmaktadır. İşletmeciler ise talebi görürse her ile hastane açabilmektedir. Bunun doğusu-batısı yoktur. Eğer Devlet her bir yönetmelikle Görüntüleme Merkezleri, Poliklinikler, Dal Merkezleri, şimdi muayenehane veya hastane tercih edilmesi gibi sistemi karıştırmasa, mevcutları teşvik etseydi zaten sorun yoktu. Su mecrasında akıp rekabet ile kalite ve hizmet artarak hızla yaygınlaşacaktı. Hala gecikilmiş değildir. Yatırımcı doktorların önü açılıp güven tazelemek ve tutarlı olmak yeterli olacaktır. Daha fazla gecikilir ve inatlaşılırsa sonuçta Devlet ve halk maddi ve manevi zarar görecek, kayıp büyük olacaktır.

 Özel Sektör Devletten bir şeylerin olmasını istediğinde gene para kazanacak refleksi ile Devlet memurunun otomatik “hayır” demesinden artık vazgeçilmeli, her iki tarafında halkın ödediği vergiler ve primlerle bu yerlerde bulundukları ve halka servis vermek mecburiyetinde oldukları hatırlanmalıdır.!

 Sağlık Bakanlığı’nın Genelgeleri ve Yönetmelikleri ile Sosyal Güvenlik Kurumu’nun uygulamaları birbirini tutmamakta, Sosyal Güvenlik Kurumu halen kendisini hastane yöneticisi sanarak (SSK) tıbbi uygulamalar ve girişimlere müdahale etmekte aynı Sağlık Bakanlığı gibi Yönetmelik ve Genelge’ler yayınlamakta ve Bakanlığa ters düşmektedir.

 Örneğin Bakanlık Osteoporoz’un Menopoz öncesi ve sonrasının önemini vurgulayan açıklamalar yapıp, TV’lerde Osteoporoz tanıtım filmlerini desteklerken, Sosyal Güvenlik Kurumu tasarruf yapıyorum diye çalışan ve emekli Bağ-Kur ve SSK’lılar ile emekli Devlet memurlarına Kemik Dansitometre ölçümünü ödemiyor, Senil ve Postmenopozal Osteoporoz’a bile ilaç vermemektedir. Dünya Sağlık Teşkilatının kabul ettiği risk faktörleri ve endikasyonlar yok sayılmaktadır. Sağlık Bakanlığı ise kendi hastaneleri ve Üniversite hastanelerinde sadece halen çalışmakta olan! Devlet memurlarına bu ödemeleri yapmaktadır. Asıl sağlığına dikkat edilmesi gereken emekliler çalışan gibi artık prim ödemiyor diye ihmal edilmektedir. Diğer uygulamalarda da durum aynıdır. Geçerli genel sağlık politikalarının bugünü ve uzun süreli geleceğini planlamak ve uygulamasını denetlemenin, özellikle tıbbi girişim ve uygulamaları onay-lamanın Sağlık Bakanlığı’nın görevi olduğu ve Sağlık Bakanlığı’nın tutarlı, taraf tutmayan, uygulanabilir, adaletli, öncelikle halkın sağlığı ve sonra halkın! tasarrufunu gözeterek bu konularda tek yetkili olduğu herkese hatırlatılmalıdır. Sağlık Bakanlığı’na rağmen uygulamalar, yorumlar üretilmemesi sağlanmalıdır. Özerk gibi iki başlı durum sistemi yıpratmaktadır.

 Sosyal Güvenlik Kurumu, Özel Sağlık Sigortalarından bir farkı olmadığını artık anlamalı, Sağlık Bakanlığı’nın koyduğu kurallar çerçevesinde öncelikle kendisine ulaştırılan evrakları kont-rol ederek gerçek karşılığı olan ödemelerini halkın adına yapmakla görevli olduğunu bilmelidir. Halk adına satın aldığı hizmetinde kalitesini, hastanın tedavisinin güvenliğini, hasta haklarını ve hatta hasta memnuniyetini takip edip bunları sağlamakla görevli olmalıdır. Halk ödediği primler karşılığında Sosyal Güvenlik Kurumundan tasarruf ve sonucunda sağlıksızlık değil öncelikle bunları beklemektedir.

 Ayrıca Özel Sağlık Sigortaları ile bir an önce anlaşmaya varıp !! Sosyal Güvenlik Kurumu’nun gerçekten ödeme limitlerini aşan sadece fark kısmı için Özel Sağlık Sigortası yapılarak bunun hem çok ucuzlaması hem de bir an önce yaygınlaştırılmasını sağlayarak hem kendisini ekstra maddi yüklerden kurtarıp hem de hizmet kalitesine ve kontrolüne! Özel Sağlık Sigortalarının da katkıda bulunmasını sağlamalıdır. Bu uygulamada Özel Sağlık Sigortası olan hastaya Sosyal Güvenlik Kurumu payının da Özel Sağlık Sigorta Şirketine ödenmesi iki başlılığı orta-dan kaldırıp hastanın huzur içinde bekletilmeden taburcu olabilmesini sağlayacak, hastanede tek bir kurum ile muhatap olacaktır.! İşte Halkın menfaati, Devlet menfaati, tasarruf, kaynak israfı, planlama, bu tür basit, bürokrasisiz, karmaşasız, anlaşılır uygulamalarla sağlanmaktadır.

 


 

New Page 1
Kapak
» Fuarlar
» E-Mail
» Abone Formu
 
 

www.net-gazeteler.com

EDİTÖRDEN

Uğur DÜNDAR

Sağlık Sektöründen Haberler

w

SEKTÖREL BAKIŞ

Dr. Metin YEREBAKAN

Tıbbi Cihazların Uygunluk Değerlendirme Gereksinimleri

w

HUKUKCU GÖZÜYLE

Muhittin Ertuğrul ERTÜRK

Tam Gün Yasası’nın Bazı Maddelerinin İptali Sonrası Durum

w

KALİTELİ BAKIŞ

Sadık KORKMAZ

Standardizasyon ve Tıbbi Malzemelerde CE İşaretleme

w

HERKES İÇİN ACİL TIP

Doç. Dr. Özgür KARCIOGLU

Acilde ‘Beyin Krizi’ Olgusuna Yaklaşım-II

w

İŞLETMECİ GÖZÜYLE

Mustafa ÇİÇEK

KİK mi? SUT mu? BUT mu? UBB mi? Branş Kod mu?

w

 
 
E-Mail Listesi

Yeniliklerden haberdar olmak istiyorsanız lütfen EMail adresinizi giriniz.


Ekle Çıkar

İHLAS FUAR HİZMETLERİ A
İhlasfuarcılık  MEYER
İHLAS DERGİ GRUBU
Adres:29 Ekim Mah. İhlas Holding Medya Blok Kat:1 Yenibosna/İST
Tel: +90 212 4542503 (Pbx) Faks: +90 212 454 25 06
E-posta:
info@ihlasfuar.com
Copyright 2007 İhlas Fuar Hizmetleri A.Ş.